top of page

Fıtrat Değil, Rant!

Depremler, yaşadığımız gezegenin doğal döngüsünün bir parçasıdır. Yerkürenin tektonik hareketleri, tıpkı yağmurun yağması ya da mevsimlerin değişmesi gibi, dünyanın canlı ve dinamik yapısının sonucudur. Bu nedenle depremin kendisi olağan bir doğa olayıdır. Ancak asıl mesele, bu doğa olayının nasıl olup da büyük bir felakete, hatta kitlesel bir yıkıma dönüştüğüdür.


İnsanların doğaya fütursuzca hükmetme çabası, rant uğruna şehirleri yanlış zeminlere kurması, denetimsiz yapılar inşa etmesi ve bilimi yok sayması; olağan doğa olaylarını ölümcül felaketlere dönüştürüyor. Deprem öldürmez; ihmalle, denetimsizlikle, liyakatsizlikle ve hırsla inşa edilen yapılar öldürür. Malzemesinden çalınmış binalar, göstermelik denetimler, imar afları ve sorumluluktan kaçan yönetim anlayışı, bu yıkımın asıl nedenidir.


Bunca kaybın ardından bazı yöneticilerin yaşananları “kader” ya da “fıtrat” olarak nitelendirmesi ise akıldan ve bilimden tamamen uzak bir yaklaşımdır. Bu söylem, yalnızca sorumluluktan kaçmanın bir yolu değildir; aynı zamanda toplumu sorgulamaktan uzaklaştıran, karanlığa ve dogmalara mahkum eden tehlikeli bir anlayıştır. Çünkü “kader” denildiği anda ihmaller görünmez kılınır, sorumlular arka plana çekilir ve hesap sorma kültürü zayıflatılır.


Oysa dünyanın birçok yerinde çok daha şiddetli depremler ve doğa olayları yaşanıyor. Fakat akıl, bilim, mühendislik ve kamusal sorumlulukla inşa edilmiş yapılar sayesinde bu olaylar her zaman büyük felaketlere dönüşmüyor. Doğru zemin etütleri, güçlü yapı denetimleri, liyakatli kadrolar, afet planlaması ve bilimsel önlemler, “kader” diye sunulan çaresizliği ortadan kaldırabiliyor.


Bu yüzden coğrafyamızda yaşanan yıkımları yalnızca doğaya bağlamak büyük bir yanılgıdır. Aklını kullanan herkes, bu felaketlerin kader ya da işin fıtratı olmadığını görebilir. Asıl sorun; gözünü hırs bürümüş kişilerin, denetim görevini yerine getirmeyen kurumların, rantı insan hayatının önüne koyan anlayışın ve sorumluluk almaktan kaçan yönetim biçimlerinin yarattığı sonuçtur.


Kaybettiğimiz insanların ardından yalnızca yas tutmak yetmez. Yasın yanında sorgulamak, hesap sormak ve bilimi savunmak zorundayız. Çünkü sorgulamadığımız her söylem, kabul ettiğimiz her bahane ve normalleştirdiğimiz her ihmal, gelecekte yaşanacak yeni felaketlerin zeminini hazırlar.


Kimden gelirse gelsin, hangi makamdan söylenirse söylensin; yaşam hakkımızı ilgilendiren hiçbir açıklamayı düşünmeden ve sorgulamadan kabul etmemeliyiz. Aklımızı kullanmak, bilimi savunmak ve sorumlulardan hesap sormak zorundayız.


Çünkü deprem doğa olayıdır; felaket ise çoğu zaman insan eliyle yaratılır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Coğrafyanın En Büyük Sömürgecileri

Sömürgecilik denildiğinde çoğu zaman aklımıza uzak ülkeler, işgaller ve dış güçler gelir. Oysa bazen bir coğrafyanın en büyük sömürgecileri, o coğrafyayı yönetenler ve onun kaynaklarını kendi çıkarlar

 
 
 
Sanatın Metalaşması ve Bilincin Gerileyişi

Sanatçının, çoğu zaman düşünüldüğü gibi romantik bir görevi ya da kendiliğinden verilmiş bir misyonu yoktur. Sanatçıya yüklenen bu romantik anlam, sanatın düşünsel ve bilinçsel zeminini görünmez kılar

 
 
 
Sanat Alanında Görünmez Sömürü Düzeni

Bazı galeri sahipleri, galeriler, platformlar, koleksiyonerler ve sözde iş insanları üzerinden şekillenen mevcut yapı, giderek babadan oğula devredilen bir ayrıcalık rejimini andırıyor. Aileden gelen

 
 
 

Yorumlar


  • Instagram
bottom of page