top of page

Sanatın Metalaşması ve Bilincin Gerileyişi

Sanatçının, çoğu zaman düşünüldüğü gibi romantik bir görevi ya da kendiliğinden verilmiş bir misyonu yoktur. Sanatçıya yüklenen bu romantik anlam, sanatın düşünsel ve bilinçsel zeminini görünmez kılar. Bugün birçok sanatçı, galerici ve küratör, düşünceleri satmayı iyi bilir. Çünkü sanatı ya yüzeysel bir kültürel etkinlik olarak sunar ya da bilinçli biçimde ticari bir unsura dönüştürür. Toplum da sanatın ne olduğuna ilişkin kavrayışını çoğu zaman bu düzenin içinden kurar.

Bu bakış açısından hareketle, sistemli düşünmeyi bilmeyen bir kişinin sanatçı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bugün birçok sanatçı ne yaptığını bilmez; onların işlerini satın alanlar da ne aldığını bilmeden, eserle yalnızca form üzerinden ilişki kurar. Böylece sanat, içerikten koparılarak salt biçime indirgenir. İki cümleyi bir araya getiremeyen, ömründe iki satır okumamış ve yazmamış kişiler yüksek meblağlara işler satabilir. Ancak bu durum, milyonluk satışlar yapan sanatçıların ya da galerilerin kaygı alanına girmez. Çünkü mevcut düzen tam da bu şekilde işler.

Aydınlanma ve özgürleşme, bilinçli çabanın kendisidir. Bir kavramı kendine amaç edinmeyen bir yaklaşımın özgürleşmesi mümkün değildir. Birey ve dolayısıyla toplum, kendi bilinç düzeyini yükseltmediği sürece, niteliksiz sanatçılar ve alıcılar kendi içine kapalı bir yapı oluşturur. Bu yapı zamanla kendi doğrularını hakikat gibi dayatır. Metin Bobaroğlu'nun "ekin" olarak tanımladığı kültür de tam bu noktada ortaya çıkar. Ekin, bilinçli üretimin, düşüncenin ve insanın kendini meydana getirme sürecinin ürünüdür.

Sanatçı, kendi eylemi ve ortaya koyduğu eser aracılığıyla kendi bilincini meydana getirir. Her üretim sürecinde kendini kapsar, aşar, yeniden kurar ve yeniden tanır. İşte yüksek kültür, bu bilinçli ve sistemli süreçten doğar. İnsan sistemli bir düşünce içinde değilse, kendini bilmeden yaşar. Böyle bir durumda statü, para ve bunlar üzerinden değer üreten yüzeysel ilişkiler, toplumun ve onun değerlerinin içini boşaltır.

Üstelik bu durum yalnızca sanat alanıyla sınırlı değildir. Siyasete, ekonomiye ve toplumsal yaşamın bütün dinamiklerine yayılan bir yapıdır. Formun içeriğin önüne geçtiği, statünün bilincin yerine geçtiği, piyasanın düşüncenin değerini belirlediği bir düzende sanat da kendi temel anlamından uzaklaşır.

Çünkü sanat yalnızca görünen biçimden, satılabilir bir nesneden ya da kültürel bir etkinlikten ibaret değildir. Sanat, bilinçli bir eylem ve sistemli bir düşünce sürecidir. Sanatçı da bu sürecin içinde, kendi eylemi aracılığıyla kendi bilincini kuran kişidir. Bu bilinç yoksa, geriye yalnızca form kalır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Coğrafyanın En Büyük Sömürgecileri

Sömürgecilik denildiğinde çoğu zaman aklımıza uzak ülkeler, işgaller ve dış güçler gelir. Oysa bazen bir coğrafyanın en büyük sömürgecileri, o coğrafyayı yönetenler ve onun kaynaklarını kendi çıkarlar

 
 
 
Fıtrat Değil, Rant!

Depremler, yaşadığımız gezegenin doğal döngüsünün bir parçasıdır. Yerkürenin tektonik hareketleri, tıpkı yağmurun yağması ya da mevsimlerin değişmesi gibi, dünyanın canlı ve dinamik yapısının sonucudu

 
 
 
Sanat Alanında Görünmez Sömürü Düzeni

Bazı galeri sahipleri, galeriler, platformlar, koleksiyonerler ve sözde iş insanları üzerinden şekillenen mevcut yapı, giderek babadan oğula devredilen bir ayrıcalık rejimini andırıyor. Aileden gelen

 
 
 

Yorumlar


  • Instagram
bottom of page