top of page

Sanat Alanında Görünmez Sömürü Düzeni

Bazı galeri sahipleri, galeriler, platformlar, koleksiyonerler ve sözde iş insanları üzerinden şekillenen mevcut yapı, giderek babadan oğula devredilen bir ayrıcalık rejimini andırıyor. Aileden gelen sermayeyle, üretmeden varlığını sürdüren; paradan para kazanan ya da sömürü düzeninin bir parçası olup bunu görünmez kılmaya çalışan bir kesim, sanat alanında belirleyici konumlara yerleşmiş durumda.

Bu yapı yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda kültürel, ahlaki ve sınıfsal bir sorundur. Çünkü bu çevrenin önemli bir kısmı, sanatçıyı ve işçiyi sistematik biçimde sömürmektedir. Güvencesiz, tek taraflı ve sanatçıyı korumayan sözleşmeler dayatılmakta; emek değersizleştirilmekte; sanatçılar çoğu zaman ekonomik ve mesleki açıdan köşeye sıkıştırılarak belirli koşulları kabul etmeye zorlanmaktadır.

Buradaki temel amaç çoğu zaman açıktır: En az sorumlulukla en yüksek kazancı elde etmek.

Bu salt kar odaklı yaklaşım yalnızca bireyleri mağdur etmekle kalmaz; Türkiye’deki sanat ortamının niteliğini de doğrudan zayıflatır. Sanatın düşünsel, estetik ve kamusal değeri geri plana itilirken, kısa vadeli ticari hesaplar belirleyici hale gelir. Böyle bir ortamda sanatçının özgürce üretmesi, risk alması, derinleşmesi ve nitelikli işler ortaya koyması giderek zorlaşır.

Çünkü sanat, yalnızca alınıp satılan bir nesneye indirgenemez. Sanatçının zamanı, emeği, düşüncesi, malzemesi, deneyimi ve üretim süreci vardır. Fakat mevcut düzen, çoğu zaman bu emeği görünmez kılar. Sanatçıyı yalnızca piyasaya sunulacak bir ürünün üreticisi olarak konumlandırır; onun haklarını, güvencesini ve varoluş koşullarını ikincil meseleler gibi görür.

Bu noktada karşımıza derin bir ahlaki çelişki çıkar. Üzerlerinde on binlerce euroluk aksesuarlarla dolaşırken birkaç bin liralık indirimin peşine düşebilecek kadar ölçüsüz; 1 Mayıs’ta emek üzerine romantik söylemler üretebilecek kadar da ikiyüzlü bir tavırla karşı karşıyayız. Emekten söz edenlerin, emeği en kolay pazarlık konusu haline getirmesi bu düzenin en çıplak göstergelerinden biridir.

Dahası, bu insanların önemli bir kısmı ne alanında yeterince yetkin ne de gerçekten niteliklidir. Ancak bunu yüzlerine açıkça söylemek çoğu zaman mümkün değildir. Çünkü siyasetin, sermayenin ve ilişkiler ağının sunduğu ayrıcalıklarla karar verici konumlara yerleşmişlerdir. Böylece bilgi, üretim, deneyim ve liyakat geri plana itilir; ayrıcalık, ilişki ve sermaye belirleyici hale gelir.

Bu yüzden mesele yalnızca birkaç kişinin bireysel tutarsızlığı değildir. Karşımızda sömürüyü yeniden üreten, normalleştiren ve hatta meşrulaştıran daha geniş bir düzen vardır. Bu düzen, sanatçının emeğini değersizleştirirken kendisini sanatın destekçisi olarak sunar. İşçiyi ve sanatçıyı güvencesiz bırakırken emek üzerine söz kurar. Kültürü temsil ettiğini iddia ederken kültürel alanı sermaye ve ilişki ağlarının kontrolüne teslim eder.

En büyük paradoks da tam olarak buradadır: Kendisini sanatın, emeğin ve kültürün koruyucusu olarak sunanların önemli bir kısmı, gerçekte eleştirdiklerini iddia ettikleri sömürü düzeninin tam merkezinde yer almaktadır.

Bu nedenle artık meseleyi daha açık ifade etmek gerekiyor:

Siz, sömürü düzenini dışarıdan izleyenler değilsiniz. Çoğu zaman o düzenin bizzat kendisisiniz.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Coğrafyanın En Büyük Sömürgecileri

Sömürgecilik denildiğinde çoğu zaman aklımıza uzak ülkeler, işgaller ve dış güçler gelir. Oysa bazen bir coğrafyanın en büyük sömürgecileri, o coğrafyayı yönetenler ve onun kaynaklarını kendi çıkarlar

 
 
 
Fıtrat Değil, Rant!

Depremler, yaşadığımız gezegenin doğal döngüsünün bir parçasıdır. Yerkürenin tektonik hareketleri, tıpkı yağmurun yağması ya da mevsimlerin değişmesi gibi, dünyanın canlı ve dinamik yapısının sonucudu

 
 
 
Sanatın Metalaşması ve Bilincin Gerileyişi

Sanatçının, çoğu zaman düşünüldüğü gibi romantik bir görevi ya da kendiliğinden verilmiş bir misyonu yoktur. Sanatçıya yüklenen bu romantik anlam, sanatın düşünsel ve bilinçsel zeminini görünmez kılar

 
 
 

Yorumlar


  • Instagram
bottom of page